4 Nisan 2010 Pazar

sevdiğim filmler

bu depresyon denen illet sinsi sinsi takip ediyor beni. tamam şimdi iyiyim işte diyorum bi bakıyorum kara kara bulutlar üstümde geziniyor. bunda birazcık da götü kalkık bahar mevsiminin etkisi oldu şüphesiz. ama bilmiyorum işte ya iyi değilim, olamıyorum ne kadar kassam da... bi gün gayet neşeli uyanıyorum sonraki gün ise sanki dünyanın tüm yükü benim sırtımdaymış gibi bi yorgunluk. böyle bi bıkmış usanmışlık hayattan.. sonra güneş açıyor bazen diyorum hooobaaa hayat ne güzel, kim nereye çağırsa gidiyorum, insanların arasına katılıp neşelenmeye çalışıyorum. tamam diyorum ferda, bırak artık şu ergen kafasını, bunalımlarını sosyalleş azcık.

evliliğin de etkisi büyük bence. mesela ben evlenmeden önce zannediyordum ki evlenince bol bol film izleriz, evin içini bööyle bissürü CD'lerle ve kitaplarla doldururuz, yılmaz gitar çalar ben şiirler okurum kültürün, edebiyatın, sanatın, müziğin dibine vururuz.. ama yok neeerdeee... etraftan kirli çorap topluyor, lavabo temizliyor, yağçözle fırının etrafında lapalaşmış yağları çıkarmaya çalışıyorum.
uzun süreli birliktelikler kişilerin tüm yaratıcılığının içine ediyor, tecrübeyle sabit. evlilik denen müessesede üretkenlik namına yapılabilecek tek şey üremek. onun dışında bi şeyler üretmeye zamanın kalmıyor. yılmaz köpek gibi çalışıyor ne üretsin adam. benim durumum ise çok daha vahim. ocakta yemek varken kitap okuyamıyor, film seyredemiyorum. şöyle alternatif bi ortam yaratmam gerekiyor üretkenlik moduna geçmem için ama diğer odada beni bekleyen ütü ve katlanmamış çamaşırlar varken komik geliyor yapmaya çalıştığım her şey. hıı diyeceksiniz ki madem bu kadar alternatif bi yaşam istiyorsun yapma, bırak dağınık kalsın... ama olmuyor sevgili okuyucum. bi kere kafası örümcek ağlarıyla dolu küçük bi anadolu şehrinde yaşıyorum. sosyal statü sahibiyim. ne kadar komik bi laf lan bu. :) herneyse anlatmak istediğim şey, kapımı çalıp birisi gelse ömrü billah izah edemem "efendim ben sanata, müziğe, şiire, edebiyata çok düşkün bi insanım ve bohem bi hayat yaşamak istiyorum" diyemem. desem de karşımdaki kişi anlamaz zaten, filanca okulda öğretmenlik yapan ferda da amma pasaklı karıymış derler. başkalarının senin hakkında ne düşündüğü önemli değil geyiğine hiç girmeyelim isterseniz. çalışma hayatına başlayınca bu bakış açısının öğrenciliğimle beraber bana uzaklardan el salladığını göreli çok oluyor çünkü.

üüfff amma lafı uzattım ya. asıl gelmek istediğim yere gelelim. aslında sırf burayı boş bırakmamak için sevdiğim filmler diye bi başlık atmıştım, iki üç film ekleyip bugün de blog yazdım işte bi şeyler ürettim havasında kurnazlığa yatacaktım. neyse ben susayım da resimler konuşsun artık.. :)


fight club: bu filmi ilk izlediğimde hiçbir şey anlamayan tek insan ben değilimdir heralde. umarım değilimdir :) herneyse daha sonra bi daha izlemek zorunda kalmıştım ve ne zaman hayatımda ne yapmak istemediğimi düşünsem bu filmden bi kare canlanır gözümün önünde. bu filmden sonra kararlı ve net bi insan olabiliyorum. ara ara izlemek lazım.


eternal sunshine of the spotless mind: bi zamanlar yonja vardı. hürriyetin web sayfasından, yalçın çakırın yüzleşme programından daha ekzantirik tipler vardı o sitede. ilginç ama ben bu filmi ilk kez orada görmüştüm. ahahah hala şaşarım öyle gubidik bi siteden böylesine güzel bi film nasıl bulmuşum ben diye. çok severim bu filmi, defalarca izlesem bıkmam, öyle.


rüya bilmecesi: uyku problemi olanlar izlesin kesin. çok tatlı, çok güzel film. michel gondry'nin zihnine girmek isterim. adamın kafası çok başka çalışıyor. keşke benim amcam olsaydı, dayım olsaydı, abim olsaydı michel.


a beautiful mind: lise çömeziyken izlemiştim bu filmi. sinemadan çıktıntan sonra waaayyy beee hadiii beee diye diye gezmiştim ve de çok sevmiştim. hala da severim.



çocukken kurduğumuz hayallere benziyor. fundayla az kurmadık çikolata fabrikamız olsun hayalleri.. fabrikatör olamayacağımızı anlayınca olmadı sen dondurmacı biriyle evlenirsin ben de bakkal filan bulurum. her gün dondurma yeriz, tombi, çitos yeriz muhabbeti yapardık. ne salakmışız lan :)



bu filmdeki kız bi ev kiralıyor. sadece bi yatak var, onun üstüne atıyor kendini... aha dedim hatuna bak tam da benim hayalimi çaldı. gerçi daha sonra eşeğin bi taraflarına su kaçırdı ama olsun. gitar kızların eline daha çok yakışıyor bence.



depresyonum olmadan asla diyorsanız, buyrun izleyin.



daha filmin başında çok vurucu sözler var. sonrasında küçük detaylarla vurur sizi. sosyalizm denen şeyden hiçbir şey anlamamış insan manzaraları ve utanç duvarı.. bi de stasi var ki bizim ergenekon mevzusuyla kafa kafaya gider diyorum.


bunu da yılmazla çok canımız sıkıldığı bi gün izlemiştik. ööyle çok vurucu, süpersonik bi film değil ama eğlenceli ve bol müzikli. anısı var diye koydum.


bunu zaten anlatmıştım. bakınız önceki kayıtlar.

bu kadar şimdilik. happy sundays :)

-ferda göktürk ince-

12 yorum:

mustafa dedi ki...

amores perros nerde ya?hadi bana unuttum de:)kafam karisik de:)dertlerim var de:)utulencek seyler var de:)bise de affedeyim seni:)
yilmazla ayni evde yasamak bile yeter film musik bohem sole dursun.

cilekperisi dedi ki...

"tanrı bulanık görmemi istiyorsa ben de bulanık görürüm"
harbi yaa. nasıl unuttum ben. ayrıca tarantino filmleri de var unuttuğum. b vitamini almadan yazılan yazının hazin sonu oldu bu mustafa. :)

Larien Beyinütüleyen dedi ki...

the lives of others seven birini daha gördüm ya.
artık ölsem de gam yemem.
diğer hepsini de izledim guitar hariç.
severim vallahi.

Boyalı Kuş dedi ki...

sabahın bir körü düşmüşüm yollara, yağmur var İstanbul' da. ahaaha şiir gibi oldu len bu :) dağın başındaki ofisime ulaşmayı başarmış olmanın gazı ile tam işe sarılacakken ne gerek var şimdi filmler falan... ah canım nasıl çekti evde battaniyenin altında kahve kupası elimizde film izlesek sonra üstüne bir dünya muhabbet etsek. sen olsan battaniyenin diğer ucunda çekiştirsek. sabah sabah bin tane hayal kurdurdun yaa bana :(

dün aradığında duymadım eve gecenin bi saatinde vardım arayacağım seni akşam özledimmm

Boyalı Kuş dedi ki...

kahve kupası ne ya :)

pelininstyle dedi ki...

evlilik bu kadar hos ozetlenemezdi:))))bu arada ben de film hastasiyim:)

Ecehan dedi ki...

Çilekperisi; bence resimler sususun sen konuş. Çünkü konuştukların tıpkı sen tıpkı beni tıpkı o gibi gerçek.
Tanıştığımıza sevindim Koç kadını:-)

gençbiranne dedi ki...

seni ayakta alkışlıyorum evlilik hakkındaki tespitlerinden ötürü!!
hele bide çocuk olsunda o zaman dünya yıkılmış altında bi sen kalmışsın gibi hissediyo insan,en azından ben öyleyim:S

cilekperisi dedi ki...

yorumlayan herkese teşekkürler.
@gençbiranne, http://ferdayilmaz.blogspot.com/2010/03/cocuk-dogurmay-dusunenler-okusun-bence.html bi de buna bak istersen, bu da çocuklu anneler için. :)

kirazzade dedi ki...

Evet, fight club ilk önce anlaşılmaz geliyor ama sonra da tadından yenmiyor valla :P

sürüden ayrılan koyun dedi ki...

valla şimdi en altta sweneey todd'un afişi gördüm beynimde bay todd'un gümüş sağlı usturaları geldi. şimdi bir yerden download adresni ibulup indirmeye başlayacağım. yarın ilk işim izlemek olucak.

Adsız dedi ki...

ne diyeceğimi bilemiyorum film zevkin chocolate factory hariç cok güzel he le de ETERNAL SUNSHINE OF THE SPOTLESS MIND bayıldığım bir film...

physicsmania
crossxfire@hotmail.com